Bazı insanlar vardır. İnsanların hayatlarına dokunduğu için gönüllerinde ayrı bir yerleri vardır. Yıllar sonra bile ismi anıldığı zaman gözler nemlenir, boğaz düğüm düğüm olur. Alparslan Türkeş gibi, Muhsin Yazıcıoğlu dibi, Recep Yazıcıoğlu gibi, Şehit Ali Gaffar OKKAN gibi.

Emri altında çalışan polis memurları o meşhur anons ile tanımışlardı onu Diyarbakır’a atandığında. Gerçi kendisi gelmeden namı gelmişti ama olsundu.
“Tüm birimlerin dikkatine ben 3310, Diyarbakır halkına eziyet edeni yakarım”
Öyle de yaptı. Görevde olduğu sürede çok sevildi Diyarbakır tarafından. Ev ve esnaf ziyaretlerini aksatmazdı. Alelade bir sokakta gezerken onu görebiliyordu halk ya da bir akşam çat kapı bir evin sofrasına diz kırıyordu. Birisi randevu istediği zaman “Size kaçta uygunsa olur” derdi. Karşı taraf saat beş deyince “Hangi beş?” diye sorardı. Bölge halkı için Diyarbakır Spor’u kurdu. Başkanı oldu. Her maçına bizzat gitti izledi. Takımın birinci lige çıkmasını çok istiyordu. Takım lige çıktı ama o göremedi. Göreve geldiğinde terör örgütleri PKK ve HİZBULLAH’a aman vermedi. PKK’ya katılım azaldı, Diyarbakırlı çocuklar bilime, sanata, spora başlamıştı. Dağa ulaşan lojistik destek kesilince PKK ve PKK’nın ipini tutanlar çok kızdı. Bölgede PKK ile savaşması için kurulan HİZBULLAH’a geçit vermiyordu. Şehir ve bölge her türlü terörden temizlenmeli ve bölge halkı devletiyle barışmalıydı. Devletin gülen yüzü olması herkesin sevgisini kazanmasına yetmişti. İşsiz olanlar vermiş olduğu simit arabalarıyla yine gönüllere dokunmuştu. Görev yaptığı dönemde bölge doğan erkek çocuklara hep onun adı verilirdi, doğan kız çocuklar içinse isim koymasını isterlerdi. İşte bu sebeple kiminin ağabeyi, kiminin babası olmuştu.

Suikastın yapıldığı yıllarda lise öğrencisiydim. Koruma polislerinden olan Şehit Atilla Durmuş için Cumhuriyet Meydanı tıklım tıklım olmuş, terörün her türlüsüne lanet okunuyordu. Gaffar Okkan’ın adını da ilk defa bu vesileyle duymuştum. Arkadaşlarımla birlikte girdiğimiz kalabalıkta avazımız çıktığı kadar bağırıyorduk. Serde öğrenme dürtüsü olduğu için araştırmaya başlamıştım. Yukardaki detayları öğrendiğimde demiştim birileri bu ülke de özellikle bölgede terörün bitmesini istemiyor diye. Sebebi Gaffar Okkan ve arkadaşları ya da teröre verdiğimiz onlarca şehit değildi elbet. Bölge yeraltı zenginlikleri olan, yer üstünde ise çok verimli topraklara sahip olan coğrafya da bulunuyor. Hatta Diyarbakır Büyük İtrail Projesinin en önemli şehirlerinden birisi. Bu sebeple bölge halkının devletle bağını koparmaları lazım. Terör örgütlerinin kurdurulması, kurulduktan sonra desteklenmesi bu sebeple. Gaffar Okkan suikastında ele geçirilen Hizbullahçı terörist olsa da herkes biliyor ki; bu denli büyük operasyonu yapmak üç beş çapulcunun işi değildir. Kendisi defalarca kez tehdit edildiğinde, hatta bazı devlet büyükleri tarafından kulağı çekildiğinde “Makam mevki hırsım yok, gider babamın fırınında ekmek satarım” demişti. Öyle de olmadı. Akşam saatlerinde önce sokak lambaları kesildi. Ortalık zifiri karanlığa büründüğünde silahlar patlamıştı. Çapraz ateşe alınan araçta beş şehit vardı. Bir kahraman henüz şehadet şerbetini içmeden önce suikast bilgisini geçmişti. Merkez “3310’un durumu ne?” diye sorduğunda “Başımız sağ olsun” diyebilmiş ve belki de son sözleri bu olmuştu. Gelenler neden geldiklerini, niçin geldiklerini çok iyi biliyorlardı. Gaffar Okkan’ın vücudundan 33 kurşun çıkmıştı. Kulaklarımda bir konuşması var. “Beni tehdit ediyorlar etsinler. Ben her bir personelim için, her bir polis arkadaşımın çocuğu içim şehit olmayı göze aldım” Allah rahmet eylesin.

Faili Meçhul dosyalar arasında yerini aldı bu suikast ama fail meçhul değildi. Birilerinin işine öyle gelmişti sadece. Tıpkı Uğur Mumcu suikastında olduğu gibi. Rahmetli Mumcu’nun tüm kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Özellikle kaçakçılık ve terör konularına ilgiliyseniz.

Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara’da Karlı Sokak’taki evinin önünde, arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu suikasta kurban giderek şehit oldu. Özal’ın özel rapor hazırlattığı isimlerden biriydi. Raporunu devletin bir numarasına ulaştırması kimin işine gelmiyorsa ilk fail onlardı. Suikastı; İslami Hareket Cephesi, İBDA-C, Hizbullah gibi örgütler üstlendi. Suikastın arkasında Mossad’ın ve kontrgerillanın olduğu da aşikardı. Son yazılarında hep terör lordlarını korkutmuştu. Sakıncalı kimseydi onlar için.  Ergenekon Davası sanıklarından Ümit Oğuztan, iddianamede yer alan ifadesinde, Mumcu’nun, seri numarası silinmiş ve Kürdistan Demokratik Partisi lideri Celal Talabani’ye götürülen silahlarla ilgili araştırması nedeniyle öldürüldüğünü iddia etti. Bununla beraber ağabeyi Ceyhan Mumcu, kendi yaptığı araştırmada ölümüne yakın bir süre içerisinde Mossad ve Barzani ilişkisi ortaya çıkınca İsrail Büyükelçisinin ısrarla kardeşi Mumcu’yla bire bir olarak görüşmek istediğini ancak Uğur Mumcu’nun tek görüşmeyi kabul etmemesine rağmen görüşmenin yapıldığını belirtti. Ayrıca suikast öncesinde Uğur Mumcu, “Kürt Dosyası” başlıklı kitabını yazmaktaydı.  Bu kitabında PKK’nın ortaya çıkışını, Kürt ayaklanmalarını, Öcalan’ın aldığı dış desteği ve Barzani-İsrail-Öcalan ilişkisini incelemekteydi. Kitabını bitiremeden ölmüştür.

Suikasttan sonra Mumcu’nun ailesini ziyaretleri sırasında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, “cinayeti çözmenin devletin namus borcu olduğunu” belirterek âdeta namus sözü verdiler. Suikastın failleri ise yakalanamadı Mumcu’nun kızı Özge Mumcu, 28 Şubat belgeseline yaptığı açıklamada şöyle dedi:

“Her siyasi cinayet sonrası olduğu gibi, ‘Mutlaka çözülecektir. Kanı yerde kalmaz. Namus borcudur.’ sözleriyle yaklaştılar ve hani Demirel’inden -o dönemin başbakanıydı-, içişleri bakanı İsmet Sezgin’di, Erdal İnönü başbakan yardımcısıydı. Hepsi ‘namus borcu sözü’ verdiler. Cenazede, olay yerine geldiklerinde, hepsi… Ama namus borçlarını yerine getiremediler.”

Ve bu yazının son sözü Uğur Mumcu’dan olsun.
“Türk Milliyetçiliği, Türk halkının alın terini yabancı çıkarlara karşı korumak demektir.”

İki ayrı hayat, iki farklı insan, iki farklı yaşam, iki farklı kişinin aynı sebeple şehit edilişi, trajikomik bir durum olsa gerektir.
Devlet terbiyesiyle yetiştirilmiş binlerce Gaffar OKKAN’ı var bu milletin ama asıl soru şu; Her 24 Ocak’ta Uğur Mumcu’nun adını kullanarak duygu sömürüsü yapan siyasiler ve gazeteciler arasından bir tane daha Uğur Mumcu çıkar mı?

 

 

Haftaya ömür vefa ederse buradayız efendim. Muhabbetle.

0 CommentsClose Comments

Leave a comment