Malumunuz Hilafetin kaldırılmasının sene-i devriyesini yaşadığımız bugün sosyal medya hesaplarında, tarihi vesikalardan bihaber olanlar yine asıp kesiyorlar. Yazmayacaktım, mecbur kaldım.
Hilafet nedir? Yeryüzündeki tüm Müslümanların hakkını koruyan, bir arada tutan, gerektiğinde cihat emri verecek makam. Halife bu makamda oturan kişi. Peki soru şu?
Hilafet bize Yavuz Selim döneminde mi geçti?
Eğer öyleyse Sultan Fatih’in fermanlarında, mektuplarında kullandığı unvan ne olacak?

Siz ilk sorunun cevabını ararken ben doğruları, belgelerin avaz avaz haykırdıklarını yazmaya devam edeceğim. Gelenin hatırı için, geçmişe kalkıp sövenlere inat…
Hilafet kaldırıldı, ama cumhuriyet dönemindeki devrimler gibi kaldırılmadı. Meclis kararıyla kaldırıldı, kaldırılan makamın adı önce değiştirilip yeniden tesis edildi. Şeriyye ve Evkaf Vekaleti. Sonra bu makamın adı değiştirildi TÜRKİYE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI… Peki bu makam aktif değil mi? Dostlar alış verişte görsün hesabıyla yazı paylaşanlara aldanmayın.
Bu gün Türkiye Hilafeti tesis etmek istese hiç kimse sen ne yapıyorsun diyemez, halifesini seçebilir. Ama halifeliğin kabul görmesi için halife tüm İslam Alimlerinden biat almak zorunda…

Gelelim asıl meseleye… Hilafet makamını en etkin şekilde Sultan Abdülhamid Han kullandı. Hindistan’daki Müslümanların hamisi de O idi, Güney Afrikalıları Müslümanların hamisi de. İngilizler ve Almanlar Müslümanların bu birlikteliğine göz yumamazlardı. O dönemin mecmualarında “halifeliğin Türklerin değil, Arapların hakkı olduğu” yazıldı çizildi. Halifelik için bir kişide belirlemişlerdi Şerif Hüseyin. Abdülhamid onların bu hamlelerine karşı Şerif Hüseyin ve oğullarını İstanbul’a davet etti. Bu hamlesiyle Şerif Hüseyin’in ihanetini kontrol altına aldı. İngilizlerin Şerif Hüseyin’i kandırmaları çok uzun sürmedi. Arabistan’a dönerken oğullarını alıkoydu Sultan. Bu hamle ile de Şerif Hüseyin’e aba altından sopa gösterdi. Sultan Abdülhamid tahtan indirildikten, Osmanlı devamında Türkiye kurulduktan sonra da Halifelik üzerine sinsi planlar yapanlara karşı Mustafa Kemal tarafından yukarıda yazmış olduğum şartlar sağlandıktan sonra Hilafet kaldırıldı. Kazım Karabekir Paşanın hatıralarını okuyanlar, Mustafa Kemal’in Halifelik makamına kendini hazırladığını, resimlerin altına “Ben halife olacağım” diye yazdığını göreceklerdir. Bunu ben demiyorum muhafazakar kesimin İstiklal Harbinde tanıdığı tek komutan olan Kazım Karabekir diyor…

Gelelim makalenin en cafcaflı yerine. Türkiye’de halifelik tartışması 2009 yılında yeniden gündeme getirilmiş, 2010 yılında yapılan referandum sonrasında iyice alevlenmişti. Bugün hala Vekil ve Bakan olan bazı siyasiler FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’i bu makam için işaret etmişlerdi. Hem de TBMM’nde. Bunları uyduruyor değilim arkadaş arşivler ortada. FETÖ elebaşı ile her zamanki gibi ağlayarak teşekkür etmiş, o dönemde Yavuz Sultan Selim Han’ın Hilafet Kaftanını istemişti… O zaman makalenin kafa yakan sorusunu soralım.
O dönemde Hilafet Makamı işliyor olsaydı ve Gülen o makamda otursaydı, hatta Halife olarak Recep Tayyip Erdoğan’a karşı bir savaş emri verseydi ne olurdu?

Sözün özü dostlar, size belge sunmayan, “dayımdan duydum, dedem anlatırdı” diye tarihi konulara açıklık getirmeye çalışan kişilere hesap sorun. Bu tarih bizimdir, iyisiyle kötüsüyle, günahıyla sevabıyla… Tarihi siyasete kurban edenlere itimat etmeyin.
Muhabbetle…

0 CommentsClose Comments

Leave a comment