Bu günden bir asır öncesine uzanalım ve dedelerimizi yeniden yad edelim… Âminlerle, Fatihalarla, Tekbirlerle…

Dünyanın en kesif, en güçlü en acımasız orduları gözlerini göz bebeğimiz İstanbul’a dikmişlerdi. Amaçları İstanbul’u alıp Osmanlı Devletini yok edip, savaş nedeni olan dünyanın en zengin petrol rezervine sahip olan en kaliteli petrolü Musul – Kerkük petrolüne konmaktı…
Savaşı çıkaran İngiltere, yenilmez donanmasıyla Çanakkale Boğazına dayandığında hiç beklemediği bir dirençle karşılaştı… İngiliz Kralına “Yarın kahvaltımızı İstanbul’da yapacağız” telgrafını çeken İngiliz Komutanı savaştan yıllar sonrasında bir açıklama da bulunacaktı…

“Biz Çanakkale’de sadece askerlerle savaşmadık, onlara yardım eden beyaz keçeli, beyaz giyimli kişilerde vardı..”

Kürdü, Laz’ı, Çerkez’i, Türkmen’i tek bir ülkü için birleşmişti düşman asla Son Kale, Çanakkale Boğazını geçmeyecekti ve öyle de oldu.. Mehmed Akif Çanakkale’yi görmeden Çanakkale Şehitlerine yazmış olduğu destanda şu beyitte yer verir.

“Asımın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek,
İşte çiğnetmedi namusunu işte çiğnetmeyecek…”

Peki, kimdi bu Asım?

Asım Bin Sabit…

Bir peygamber aşığı, Peygamber dostu…

Katıldığı savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş bir askerdi.. Hal böyle olunca başına ödüller konuldu düşmanları tarafından. Kim darda kalsa hemen imdadına koşardı. Savaşların sonrasında da aklını, gönlünü kullanarak İrşat vazifesi yapıyordu. Bir gün bir kabile Efendimize gelerek İslam’ı kendilerine anlatacak bir rehber istedi. Bu isteği duyan Asım göreve talip olup gelen kabileyle beraber Efendimizin huzurundan ayrıldı. Bilemezdi bu ayrılışın Efendimizi son görüşü olacağını… Medine’den biraz uzaklaşınca sinsi planlarını uygulamaya koydular… Etrafları sarıldı, sayıca üstün ve silahlı birçok cani atıldılar üzerine. Arkadaşları şehit olmuştu Asım bin Sabit’in. Biliyordu kendisi de şehit olacaktı ama elini açıp dua etti Rabbine…

 

“Allah’ım bana şehit olmayı nasip et, bedenime müşrik eli değdirme.”

Ve kaldığı terden müdafaasına devam etti. Kılıcıyla, kalkanıyla, mızrağıyla. En sonunda okçular vurdu onu. Yaralı haliyle bile üzerine gidiyordu düşmanların ve sıra emaneti sahibine teslim etme vakti geldi. Efendimize selam etti “Essalamü Aleyke Ya Resullullah”… Sahabesiyle sohbette olan Allah Resulü selamı alıp, sahabeye durumu anlattı…

Müşrikler Asım bin Sabitin cansız bedenini alıp yakacaklardı ki, azgın bir arı sürüsü Peygamber Dostunun na’şını sardı. Hiç bir müşrik yaklaşamıyordu yanına. Akşam oldu, arılar gitmiştir ümidiyle Asım’a yaklaşmak isteyen müşrikleri bu sefer yağmur karşıladı. Öyle bir yağmur ki sel olup Asım’ın na’şını taşıdı.

Ettiği dua kabul olmuştu Asım’ın. Bedenine müşrik eli değmedi…

İşte Akif bu savlet üzere vatan toprağına düşman ayağı bastırmayan Çanakkale Şehitlerinden bahsederken Asımın Nesli dedi. İngiliz amiralinin görmüş olduğu Beyaz giyimli kişilerden biri olabilir miydi Asım Bin Sabit? Seyit Çavuş o mermiyi kaldırırken omuz vermiş olabilir mi Musab Bin Umeyr? Süngü takıp düşman üstüne atılanların arasında Şehitlerin Efendisi, yalın kılıç savaşan Hz. Hamza var mıydı? Ya da namaz kılıp dua eden şehitlerin arasına katılmış mıdır Sultan-ı Rasul? belki katılmıştır, yine Mehmed Akif’ten mülhem,

“Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber..” …

Bundan tam bir asır önce vatan için, Dar’ül İslam için 250.000 şehit veren ecdadın torunlarıyız.. Onur için, durur için Çanakkale bize yeter ancak şimdi yeniden ayaklanma vakti gelmiştir. Zira memleketin her köşesinde ayrışmalar meydana gelmekte.

Türkün, Kürdün, Laz’ın, Çerkez’in sırt sırta vererek kurtardığı vatan maalesef masa başı oyunlarla parçalanmak üzere.

Lise sıralarını bırakıp savaşa koşarak ONBEŞLİLER diye can verip nam alan ecdadın torunları Okul Tuvaletlerinde Uyuşturucu kullanır hale geldi.

Savaşın en yoğun olduğu sırada düşmana siper olan 57. Alayın yerini, PKK ile iş birliği yapan komutanlar aldı.

O gün askeriyle aynı yemeği yiyen devlet büyüklerinin yerini şimdilerde beş yıldızlı otel lobilerinde düşmanlara vatanı peşkeş çeken siyasiler aldı…

Rabbim bu millete yeniden bir ÇANAKKALE RUHU nasip eylesin…

Bu duygu ve düşüncelerle, bu din, bu devlet, bu millet, bu bayrak için can veren şehitlerimize Cenab- ı Haktan Rahmet diliyor, onları Rahmet, minnet ve şükranla anıyorum…

Haftaya ömür vefa ederse buradayız.

0 CommentsClose Comments

Leave a comment