Geçtiğimiz hafta içinde meydana gelen hadiseler karşısında ne hissedeceğimi şaşırdım. Türk ekonomisini ayakta tutan orta direk aileleri dahi zorlayan ekonomik şartlar bir tarafa, coğrafyamızı ve geleceğimizi etkileyecek gelişmeleri bir kenara bırakarak Samsun’da meydana gelen konuyu birinci maddemiz yaptık. Bu sözden yola çıkarak beni Gazi Paşa düşmanı ilan edecek kimselerde vardır. Ancak peşin peşin söyleyeyim benim Mustafa Kemal’e duymuş olduğum muhabbetin çeyreği onlarda yoktur. Gazi Paşa’yı kendine maske olarak kullanan siyasiler, O’ndan bahseden kitapları fahiş fiyatlarla satarak Mustafa Kemal’i pazarlayanlardan bahsetmiyorum bile.   Onlar Gazi Paşa’nın “Beni görmek demek behemahal yüzümü görmek demek değildir. Benim duygularımı, fikirlerimi anlıyorsanız bu kâfidir” sözünü dahi anlayacak çapta değiller.  Onlar sadece Mustafa Kemal’i istismar ederek kimisi yaptığı kirli işleri gölgeliyor, kimisi de O’nun üzerinden para kazanmaya devam ediyor. Samsun da olan hadiseye gelecek olursak, bence büyütülecek bir şey yok. Zira failler yakalandılar. Ancak bu hadiseyi provokasyon malzemesi olarak kullanıp, insanları oraya toplayan zihniyet bu ülke için zararlıdır. Mustafa Kemal duyarı kasıp kalabalığı oraya yığan zihniyetin HDPKK’lı militanların yaktığı Mustafa Kemal heykellerine sessiz kalmaları, resimleri ayaklar altında paspas edilirken susmaları ne kadar samimiyetsiz olduklarının göstergesidir. Aynı kişiler HDP’li Sırrı Sakık’ın Türk Askerine “Mustafa Kemal’in askeri değil generali olsanız ne yazar, it sürüleri” sözünü yutmuş. Gazi Paşa’ya meclisimiz tarafından verilen ATATÜRK soyadından rahatsız olan kişiyi İstanbul İl Başkanı koltuğunda tutuyor olmaları da işin başka bir boyutu. Ha birde toplanan kalabalığa büst etrafında tavaf ettirerek kendilerince İslam ile dalga geçmeleri de bu işin en komik ve en acınası tarafı. Tabi Anıtkabir’e gittiğinde “İman tazelemek için geldik” diyen siyasi parti liderleri olduğu sürece bunların yaşanmamış tabii ve doğaldır. Hasılı, biraz akıllı olun ey milletim. Bu bir kışkırtma operasyonudur, bugün Mustafa Kemal’e saldıranların sonraki hedefi Hz. Muhammed (Sav) ve İslam’dır. Hoş böyle durumlarda kendini Atatürkçü tanımlayan kitle “düşünce özgürlüğü” deyip konuyu kapatmayı tercih ediyor. Merhum Atilla İlhan günümüzün tatlı su Atatürkçülerini şu sözüyle “Bu ülkede Atatürk’e yanlış kişiler sahip çıkmıştır.”

            Atatürkçü olduğunu iddia eden milletvekili Aykut Erdoğdu hafta içi hain terör örgütü PKK’nın aramızdan aldığı şehidimizin taziyesi için “yüreğimiz sızlıyor, başaramadık, yaşatamadık” diye bir tweet atmış. Hayırdır Sn. vekil siz HDP ile kol kola gezerken PKK’lı küstüğünüzü mü sanıyorsunuz? Düşünce özgürlüğünü savunan bu kişi trol hesaplardan şikâyetlerde bulunarak sosyal medya hesabıma kısıtlama koydurtmuş. Varsın olsun, üç gün de onun için tweet atmayalım. Sonrasında yine ve yeniden başına ekşir gerçeği bir tokat gibi yüzüne vurmaya devam ederiz.
Cumhuriyet Halk Partisinin kabul etmediği bu samimiyetsizlik ve birden çok yüzlülükle yaptıkları siyaset kendilerine en güçlü olduğu dönemde bir seçim daha kaybettirecek bunun farkında bile değiller. Neden en güçlü olduğu dönem derseniz, insanımız artık Ak Partiye olan güvenlerini kaybettiler. Bu güvensizliğin yanında hali hazırda büyükşehirler belediye başkanları CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ve HDP ortaklığıyla seçilen adaylarda. CHP’nin en büyük handikabı ise ısrar ve inatla Recep Tayyip Erdoğan’a su taşımakta olan Kemal Kılıçdaroğlu. Bir tarafta cumhuriyet tarihinin en güçlü lideri Erdoğan (Mustafa Kemal güçlü bir liderdir ama Mustafa Kemal döneminde demokrasi değil adı konulmamış monarşidir) diğer tarafta ise terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı olan HDP destekli, henüz kendi içinde adayını belirleyememiş ve sırtın Kemal Kılıçdaroğlu kamburu olan Millet İttifakı.
Millet İttifakı tüm bu olumsuzluklara ve Kemal Bey’e rağmen 2023 yılındaki seçimleri kazanırsa büyük başarı. Çünkü Kemal Bey her konuştuğunda başka bir gaf yapıyor, her konuştuğunda başka bir yalan söylüyor. O konuştukça Cumhur İttifakı kurmayları yalanlarını çürütüyorlar. Hal böyle olunca Kemal Bey’in az olan inandırıcılığı da kayboluyor. Milletimizde bunları gördükten sonra Kemal Bey’in yönlendirmesi sonucu Cumhur İttifakı adayı olan Recep Tayyip Erdoğan saflarına katılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan boşuna her konuşmasında “Allah böyle muhalefeti herkese nasip etsin” diye dua etmiyor. Önümüzdeki seçimlerde Cumhur İttifakının en büyük problemi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hassasiyetine sahip olmayan milletvekilleri, başkanlar ve parti teşkilatıdır.

Kaç kişi farkında bilmem ama kuzeyimizde Ukrayna – Rusya arasında bir savaş çıktı çıkacak, batımızda ise üç balkan devletinin arası iyiden iyiye kızıştı. Bu coğrafya çıkan her savaşın hesabı Orta Doğu topraklarında görülür. Irak, Suriye’den sonra sıra İran’a geldi. Askeri ve siyasi alan özgürlüğünü ilan eden ve ekonomik kriz kıskacına alınan Türkiye taraf olmaya zorlanıyor. Uyanık olmak lazım. Ak Deniz’deki gerilimin ardından şimdi Karadeniz. Hedef mahremimiz olan boğazlarımız. Amerika ve Çin arasındaki savaşın sınırları iyiden iyiye genişledi. Daha da genişleyecek gibi. Türk Cumhuriyetleri’nde çıkacak olan iç karışıklıklara, sınır ötesinde görev yapan askerimize yapılacak olan saldırılara dikkat etmemiz lazım. Geçen yazılarımda Kazakistan’ın önemini anlatma gayretinde olmuştum. Galiba şimdi daha net anlaşılmıştır o yazımız. Çünkü George Soros Çin’de rejim değişikliği çağrısı yaparak Şi Cinping yerine başka birinin gelmesi gerektiğini söyledi. Kurmuş olduğu üstlerle Rusya’yı çepeçevre saran ABD, şimdi de Çin’de iç karışıklık çıkararak Çin’i abluka altına almanın derdinde. Doğusunda küçük Amerika Japonya olan Çin’in dünyaya açılan kapısı Kazakistan bu sebeple çok önemli. Geçtiğimiz aylarda bir kontrol ayaklanması gerçekleştirildi. Sırada daha büyüğü var. Uyanık olmak ve uyanık kalmak lazım. Bu iki yılı ıskalayan devletler önümüzdeki elli yıllarını kaybedecekler.

Haftaya ömür vefa ederse buradayız efendim.

0 CommentsClose Comments

Leave a comment