Geçtiğimiz hafta içinde altı muhalefet lideri bir eksikle Ankara’da bir araya gelerek altı saat süren bir toplantı gerçekleştirdiler. Toplantı sonrasında büyük bir beklentiye giren kamuoyu toplantı deklarasyonun 28 Şubat’ta açıklanacağını duyurunca, dağ fare doğurdu.

Ne yalan söyleyeyim 28 Şubatta yapılacak açıklamayı bekliyorum. Altı saat toplantı öncesinde acaba parti liderleri hiç konuşup istişare ettiler mi? Yoksa gidelim, karnımız doyuralım, semaverde çay keyfi yapalım, üstüne de künefe yiyelim, açıklamayı sonra yaparız fiyatlar çıksın, faturalar kabarsın milletimiz iyice cuşa gelsin sonrasına bakarız mı dediler?
Masaya milletimizin hangi sıkıntıları yatırıldı? Hangisi nasıl bir çözüm önerisi sundu? Bunlar bende soru işareti.  Neden 28 Şubat mesela?

Acaba resimde olmayan ortak HDP’nin isteklerinden bahsedilecek mi? Mesela kravatlı terörist Demirtaş için yine ve yeniden özgürlük diyecekler mi? Terörist başı için ev hapsi istemi hala gündemlerinde var mı? Olası iktidar halinde hangi bakanlıklar HDP’ye bırakılacak. Liste uzar gider. Biz gündeme dönelim. Masada esas itibariyle bir sol parti, beş muhafazakâr – milliyetçi parti vardı. Yani kısaca bu altı partiyi bir araya getiren ajansın siyasi hesabı yine şaştı. Bir tanesi milliyetçiliğin kalesi olan MHP’den ayrılarak kurulmuş parti ile ikisi ise Ak Parti’nin yan çarı olarak kurulan parti ile birlikte hareket edilerek cumhur ittifakını yapılacak seçimlerde yeneceğini düşünmek nereden bakarsan bak ütopyadır. Bir parti içinde genel başkan yardımcısı konuşmasına başlarken “Genel Başkanımız Devlet Bahçeli … … “ diye başlarken diğer iki partinin genel başkanlarının hala Ak Parti mitinglerinde giydikleri gömleklerinin teri kurumamışken bu inanmışlık biraz hayret verici. Anadolu’da böyle durumlarda bir soru sorulur “Yürek mi yedin?”

 

Vallahi derdim siyaset yapmak falan değil. Ama birileri gerçekten tiyatro oynuyor. 28 Şubat’tan en çok ağızı yanan Rahmetli Erbakan Hoca’nın yetiştirdiği kişiler Erbakan Hoca’yı boncuk boncuk terleten kişilerle yan yana yürüyorlar. Türkçü, milliyetçi olduğunu söyleyenler bu milletin polisine, askerine kurşun sıkmak suretiyle şehit ve gazi eden kişilerle omuz omuzalar. Tüm siyasi varlıklarını Recep Tayyip Erdoğan’a borçlu olanlar hatta koltukta oturdukları süre içinde karşı tarafa “adam olarak görmüyorum” diye beyanat verenler birbirlerine göz kırpıyorlar. Hal böyleyken de seçim kazanacaklarına milleti inandırmaya çalışıyorlar. Bence önce seçimi kazanmaya değil, seçimi kazandıktan sonra nasıl yol yürüyecekler, milleti ve devleti nereye sürükleyecekler onu düşünmeleri lazım. Sözüm ona şehit verdiğimizde başbakan olacağını söyleyen Meral Akşener, ortağı HDP’ye ne diyecek. Temel Karamollaoğlu, elinde şarap şişesiyle 29 Ekim resepsiyonunda kadeh tokuşturan cumhurbaşkanı (ki adaylığını açıkladığı an seçimi kaybeder) Kılıçdaroğlu’na “Ayıp ettiniz” postasını koyabilecek mi? Peki Ali Babacan, devlet zora girdiğinde İMF kapısına dayanacak hükümete “Milleti perişan ederiz, devlet iflas eder” diyebilecek mi? Yoksa plan ve projelerini açıklamak için 28 Şubat’ı mı bekleyecekler! Yeri gelmişken toplantı sonrası yapılacak açıklama tarihini 28 Şubat olsun fikrini kim vermişse masadaki hain o’ dur. Yani yola çıkmadan testi su sızdırmaya başladı.

 

Gelelim gündeme. Bir şarkı piyasaya çıkıyor “geçcek” diye hemen siyasi malzeme yapıyoruz. Bakın bu iyi niyet ve hoşgörünün çürüdüğünün resmidir.  Benim çocukluğumdaydı Levent Kırca, Metin Akpınar ve Zeki Alasya siyasi mizahın dik alasını yaparlardı. Hatta oynadıkları oyunlara dönemin siyasi liderleri dahi giderlerdi. Peki şimdi, ne oldu bize nasıl bu hale geldik? Siyasi düşüncelerimiz, ideolojilerimiz ne zaman kültürel hoşgörümüzün, dinimizin emri olan iyi niyetimizin nerde ve ne zaman önüne geçti? Milletimizin bu noktaya gelmesinde kuşkusuz siyasi liderlerin çok büyük payı var. Şarkı sahibinin “pandemi sürecinde yazdım” demesine rağmen CHP, HDP ve İyi Parti’nin eş zamanlı paylaşması aynı merkezden idare edildiklerinin göstergesidir bana göre. Sorumluluk sahibi sanatçıların ülke dertleriyle dertlenmesi güzel ancak milletin şekeri yükselmişken lolipop olmanın bir anlamı yok. Bu ortamlarda sanatçılar sanatları ve söylemleriyle sirke görevi yapıp tansiyonu düşürürlerse daha isabetli bir hareket yapmış olurlar. Siyasiler şarkı üzerinden yürürlerken hiçbir edebiyatçı da çıkıp “Önce Türkçe’ye sahip çıkalım” demedi, diyemedi. Oktay Sinanoğlu’na bin rahmet olsun.

Uzun lafın kısası, elime siyah tuzlu çekirdeğimi aldım, takvimi ayın 28’ine ayarladım, oynanan tiyatronun yani perdesini bekliyorum. Acaba İyi Parti genel başkanı “HDP bizim yol arkadaşımız olamaz. HDP ile birlikte hareket etmektense sine-i millete dönüyoruz” çıkışı yapacak mı? Koltuk bu kadar ısınmışken sanmam ama Rahmetli Demirel’in söylediği gibi “Siyasette yirmi dört uzun bir süre”

Haftaya ömür vefa ederse buradayız.
Muhabbetle…

0 CommentsClose Comments

Leave a comment